Başkasında Kalan Ruh Parçamızı Geri Almak

Başkasında Kalan Ruh Parçamızı Geri Almak

Eğer bir parçanızı eksik hissediyorsanız;
tamamlanmış hissetmek için giden sevgilinin (veya hala ilişkinin içinde iken eski parlak hallerinizin) geri gelmesini bekliyorsanız ;
sanki biri sizi sizden aldıysa, onsuz yaşamınıza devam etmeniz mümkün değilse, 
beklediğiniz şey görünürde giden sevgili olsa da aslında sizden alınan ve size ait olan ruh parçanızdır.
Kendi özünüze olan özleminiz, eskisi gibi merkezinizde (kendinizde) olup parladığınız zamanlara olan hasretiniz sizi o kişiye karşı daha da bağımlı hale getirebilir.
 
Peki ruh parçamızı kim neden alır ?
RUH NASIL GERİ ALINIR ?
…Kalbimi çaldın, aşkımı çaldın, sen beni çaldın, gönlümü çaldın … (Çapkın – Candan Erçetin)
 
Bir çok şarkının temasını oluşturan ruh hırsızlığı bir metafor değildir. 
Başka bir insanın ruh parçasını alıp giden insanlar genelde bilinç düzeyi düşük, mutlu olamayacağına inanan ve hayat hikayelerini dinlediğinizde çözülmemiş dramlarla yüklü insanlardır.
Onlara göre yaşadıkları düzende tanrı adaletsizdir ve ancak başka birine bahşedilen ışığı alarak mutlu olabilirler.
Ve bunu bilinçli bir şekilde yapmazlar, inanç sistemleri onları ilişkilerde vampirleştirir.
Amaçları size zarar vermekten çok ilahi düzende hizalanamadıkları ışığa kavuşmaktır.
Ve ışığa kavuşmak için tek bildikleri yöntem budur.
Şimdi Kuantum alanda çalıştığımız seanslar ışığında işin aslını masaya yatıralım.
 
Bana bu şekilde bir sürü vaka geliyor.
Amaç : O kişiden intikam almak, sonra onu ilişkinin içine tekrar oturtup sahte mutlu hayatımıza devam etmek.
Tabi bu amaç işlevsiz…
Önce bizim kendi bedenimizde olup kendimize gelmemiz gerekiyor.
Başınıza bu hal geldiyse çalışmalarda şu şekilde ilerliyoruz;
Önce ruhsal teknikleri sıralayıp sonrasında yaşanmış gerçek bir hikayeye yer verelim :

 

Odağımızı değiştirmek :
Öncelikle ruh parçası çalınan kişi ciddi anlamda kendini kendinde hissedemiyor.
Yatıp kalkıp giden sevgiliyi düşündükleri gibi tek konuştukları konu da bu olabilir.
Zihin kalesi fethedilmiş ve hayata adaptasyonu kaybolmuş olan kişi yeryüzünde kendini aramaktadır.
İlk olarak ruh parçasının alındığını ona ruhsal bir dille ifade edip odağı tekrar kendisine geri çevirmeyi öğütlüyoruz.
Bu bir farkındalıktır. Farkında olduğumuz her şeyi değiştirebiliriz.
Odağımızı da kendimize çevirebiliriz.
Odağımızı kendimize çevirmek derken kastettiğimiz;
Ben ne haldeyim ? Kendimi nasıl hissediyorum ?
Kendime değer veriyor muyum ?
Kendimle ilgileniyor muyum ?
Eskiden nasıldım şimdi nasılım ?
Gibi bunca zamandır ötelediğimiz kendimize değer verme (değeri karşı taratan beklememe) kavramlarımızı yeniden ele alıyoruz.
Zaten öz gücümüz karşı tarafa transfer oluşuyla ve o kişinin gidişi ile birlikte yerle yeksan oluruz.
Bu sebeple ilk öğretimiz kendi ruhumuzu tüm zamanlarda kendimizde tutmak.
 
İlişki Modelimizi Gözden Geçirmek :
Bu kişi ile odaklanılması ve değiştirilmesi gereken kişinin, karşı taraf değil de kendisi olduğu öğretisini işledikten sonra bilinçaltı kurgusunda
nasıl bir ilişki modeli olduğunu incelemeye alıyoruz.
Ailemizde gerçekten düzgün bir ilişki modeli var mıydı? 
Yoksa hatalı ilişki kodlarımızla sağlıklı ilişkiler mi kurmaya çalışıyoruz ?
Bir önceki yazımda (Ailemizin kaderini yaşamak) üç kuşaktır aldatılan kadınların nasıl düzgün bir ilişki yaratamadıklarını yazmıştım.
Kendi kendimize çalışırken aile modelimizi bilsek de neye inandığımızı bulmak ve bu yanlış inancı dönüştürmeye çalışmak biraz zor olabilir.
Çünkü o yanlışa inandığımızı görebilseydik onu çoktan değiştirmiştik. 
Zaten insanlar bu aşamada çerçevenin dışından bakabilen bir kişiye veya bir terapiste ihtiyaç duyar.
Ancak yine de doğru soruları sorarak biraz sizi yönlendirelim :
 
-Anne ve babamın nasıl bir ilişkisi vardı ? 
(Sevgi dolu, öfkeli, suçlayıcı, destekleyici, aşağılayıcı, toplumsal kabul görmeyen, hasret çekilen (uzakta veya erken ölüm), yıpratıcı, bolluk içinde, özgür ve bağımsız, karşılıklı saygı vs.)
 
–Aile genelinde, ilişkilerde tekrar eden bir kalıp var mı ?
(Üç kuşaktır aldatılan kadınlar gibi, erken ölümler gibi, kadınların erkeklere yoğun öfkesi ve şiddet olayları gibi, özgürlüğün kısıtlanması gibi)
 
–Anne ve babamın ilişkisinde dişi ve eril özellikler dengede mi ?
(Anne erkek gibi (aşırı aktif) baba dişi gibi (aşırı pasif) davranıyorsa kişi ilişkide rolünü karıştırabilir.)
–Sevgi almakta zorlanıyor muyum ? Bugüne kadar sevgiyi ne şekilde alabildim?
(Örnek: çabalamadan, olduğum gibi yada karşı tarafa sürekli vermek zorunda kalarak, mesela para vererek)
(Burdan çıkacak cevap ilişkide kendimiz olmak ve kendimizi sevmekle doğru orantılıdır.
Kendimizi ne kadar sevmezsek, hep daha da sevilebilir olmak için katma değer yaratmaya çalışırız ve sonunda yorgun düşer, karşı tarafı suçlarız)
 
Bu vb. sorulardan gelen cevaplar ışığında önünüze çıkan ilişki modellerinde yanlış kodlar saptarsanız bu kodları yerine doğrusunu koyup değiştirebilirsiniz.
 
Yanlış ilişki modeli ve yanlışı düzeltme örneği:
-Anne ve babam ilişkilerinde kendilerini toplumsal kabul görmeye adamışlardı ve ben de her zaman mükemmel olmam gerektiğine inandım.
Çok çalıştım, haklarımı dağıttım ve her ilişkimde ne zaman hakkımı savunsam ilahi planda lanetlendiğimi hissettim. Bütün işlerim ters ve zordu, sonunda sağlığımı yitirdim.
Geriye aşk diye bir şey kalmadı. Çok yorgunum ve sadece hayatta kalmaya çalışıyorum.
 
Olumlama / İnanç sisteminde güncelleme : (Cümleleri tek tek idealize ediyoruz:)
 
-İki kişilik ilişkide ilk sırada yer alması gereken, çiftin bir arada mutlu ve huzurlu olmasıdır. 
(İki kişilik ilişkinin önceliği toplum değildir.)
 
-İlişkide mükemmel olup kendimi yormak yerine, daha uyumlu ve karşı taraf ile iletişim halinde olmayı seçiyorum.
(Benim sunduğum mükemmellik karşı tarafın ihtiyacına hitap etmeyebilir.)
Daha fazla iletişimde kalarak ilişkinin ihtiyacına göre performans sunmak beni ve kalbimi yormaz.
(Karşılıklı gerçek tatmin )
 
-Sevgi almak için daha çok çalışmak ve haklarımı dağıtmak yerine ne kadar hassas olduğumun, güçlü durmaktan yorulabildiğimin açığa çıkmasına izin vererek destek almam için kendime alan tanıyorum. 
(İnsanlardan destek alabilmek için kendi engellerimi kaldırdım ve kendimi sitemsiz ifade etmenin sağlıklı bir yolunu seçtim.)
 
Sonuç : İlişkinin içinde uyumlu ve huzurluyum.
Bütün işlerim yolunda.
Seviyor ve seviliyorum.
Herkes bana destek olmaya koşuyor ve onları artık engellemiyorum.
Hakkımı alıyorum ve suçlu hissetmiyorum.
Yaşam gücüm yüksek.
 
Asıl Çalışma:
Buraya kadar olan çalışmalar ruhsal bir derinlik gerektirmiyor.
Klasik terapide bu çalışmalarla yol alabilirsiniz.
Şimdi anlatacağım çalışma bir danışanımla benim aramda geçen ve ruhsal bir açılıma neden olan kuantum boyutta bir çalışma.
 
1. Niyet
Ruhsal çalışmaların ilk adımı niyettir.
Niyet : Bize ait olan ruh parçamızı geri almak.
 
2. Ruhsal derinlik alanı
 
İkinci adım ruhsal çalışmayı yapabilecek dinginliğe ve derinliğe ulaşmaktır.
Bunun için yapılması gereken korkulardan yargılardan ve endişe gibi düşük frekanslı bilinç düzeylerinden uzaklaşmak;
Teslimiyet, sessizlik, ilahi akış, yüksek boyutlar ile iletişim ve evrenin işleyiş prensipleri ile uyum halini yakalayacak yüksek frekanslı bir çalışmanın içine girmektir.
Ruhsal derinliğimizi artırmak için; meditasyon, dua (iletişim), bedensel gevşeme hali ile beyin dalgalarını alfaya çekip zihni devre dışı bırakmak, uyku ile uyanıklık arası bir yerde kalmak, günlük yaşamın meselelerinden uzaklaşmak ve derinleşmek gerekmektedir.
Eğer bu derinleşme halini yaşamınızın bir parçası haline getirebilirseniz her an kuantum düzeyinde maddeyi evrensel uyum ile etkileyebilirsiniz.
 
3.Atom altı boyutta maddeyi yönetmek
 
Çok net bir niyet koyup, düşük frekans titreşiminden yüksek bir titreşime geçiş yaptığınızda ulaştığınız uyku ile uyanıklık arası bu düzeyde durugörünüze gelen görüntüleri yönetebilir ve aslında elektronlara ve maddeye hükmedebilirsiniz.
Bu yazdığım tekniği hepimiz bazen derinleşip farkında olmadan zaten yapıyoruz.
Bu çalışmada farkında olarak maddeyi yönetebiliriz.
Bilinçsiz bir mucize anının gelmesini beklemeye gerek kalmadan ruhsal çalışmayı tamamlayıp ruhu bedene iade edebiliriz.
 
 
Bir Danışanın Hikayesi :
2 yıl kadar önce sosyal bir ortamda tanışan ve kelimenin tam anlamıyla öylesine yazışırken sonunda işlerin çığırından çıktığı bir hikaye.
Ruhu çalınan taraf, kendi halinde, 40 yaşlarında ve bekar, uzun boylu / yakışıklı, gururlu ve iyi bir aile profili var, çalışkan ailesi zamanında akrabalara önce çocuklarım diyerek sağlam çizgiler çektiği için hiç maddi sıkıntı çekmemiş, prensipli, aşkta sadık ve sahiplenici bir karakter. İlişkide ruhsal derinliği yakaladıktan sonra biraz bağımlı olmaya yatkın.
 
Ruh hırsızı ise tam bir drama kraliçesi. Mikrofon tuttuğunuz an ağlamaya başlayan bir karakter:
Biliyor musun ben çok zor koşullarda okudum. Parayı 32 yaşında buldum.
Annemden nefret ediyorum. Babamı erkenden kaybettim. Hayatım çok zor geçti…
Diye açılış yapıp karşı tarafı birden aşırı ilgiye ve sevgiye boğan ve sonra da birden ortadan kaybolan dengesiz bir ruhsal yapı.
 
Danışan bana geldiğinde acılar içindeydi. Sürekli onunla yaşadığı mutlu anları anlatıp sonra birden ona öfkeleniyordu.
Nasıl oldu da kendi halinde mutlu bir insanken bu kadar azabın içine düştü ?
Neden bu kadar acı çekiyordu ? Cehennemde gibiydi.
Geceler gündüz, gündüzler sanki geceydi.
1 yıldır odasını dahi toplamamış ve yaşadığından gerçekten de emin değildi.
Diğer kişi ise ruh parçasını çaldığı için mutlu görünüyordu ve onun baktığı yerden parlıyordu.
 
Bioenerji Yükleme:
Ona ilk olarak yaşam enerjisi yükledik.
Bioenerjisi yükselince yıllardır konuşmadığı insanlarla birden barıştı, kendiliğinden odasını, kıyafetlerini, bütün hayatını yeniledi.
 
Düşük frekans temizliği:
Ayrıca üzerinde gerçekten ağır büyüler vardı  .
Uzun uzun dualar okuyup düşük frekansları temizledik.
Rehber rüyaları güçlendi, işleri açıldı, tipi / imajı değişti, yıldızı yükseldi.
 
Alışkanlıkların değişmesi :
İşte en çok zaman alan konu.
Danışan çok zihinseldi, her çalışmayı sorguluyordu, nasıl olacak diye soru sormaktan ve onun zihnini zaptetmekten vakit kaybı yaşıyorduk. Aynı çalışmanın içinde bir çok çalışma yürütüyorduk. (Bu sebeple herkesin alacağı terapi yardımı farklı. )
Ruhsal çalışmaları en çok bloke eden şey zihinsel duvar koymaktır.
Mantığınıza yatmasını beklerseniz ruhsal çalışmalardan sonuç almakta çok zorlanabilirsiniz.
Çünkü atom altı kuantum boyutlarda olan biteni kontrol etmeye çalışmak materyal dünyada imkansızdır. Evren çoğunlukla şamanların “niyet” adını koydukları olgu ile çalışır.
3 ay süren çalışmalarımızın sonunda vazgeçmediği zihinsel sorgular yüzünden çoktan hallolması gereken ve başkasında 15 dakikada çözebildiğimiz giden sevgiliyi (ruh parçasını) geri getirme mefhumu bu danışanda imkansız bir mucizeye dönüşmüştü.
 
(15 dk da hallettiğimiz kişi ile ilgili detaylar: olumlu Merkür (zihinsel yetenekler) açılarına sahip ve giden kişiyi meditasyonda kendiliğinden serbest bıraktığını gördüğünü paylaştı; Demet bir şey gördüm, ben onun elini bıraktım, birden bir kapı açıldı ve o gitti. Ben çok rahatladım Demet… O gün bana geldiğinde aurasında gram enerji kalmamıştı ancak birden her şey tersine döndü.
1 hafta sonra giden çocuk salya sümük geri döndü ve özür dileyen kocaman bir mail attı. Bizim kız hemen evet demedi ve çocuk iyice hatasını tekrar etmemek üzere anlayınca evlendiler ve mutlular ; ) )
 
Bu danışanda şifa çalışması yapmaya niyet ettiğimde büyük bir blokaj hissediyordum ve enerji akışı onun zihni tarafından engelleniyordu. Onu serbest bırakmazsa neden asla geri gelmeyeceğini anlatıyordum. Bütün yaşam enerjinizi transfer ettiğiniz kişi size neden geri gelsin ? Gelmez ! Bu enerji akışı kesilmedikçe ve o kişi sizin kaynaklarınızdan beslendikçe sizi araması için hiçbir sebep yok.
Onu sürekli düşünmeyi istemli olarak kesmeniz gerekiyor. Bir süre o yeryüzünde yokmuş gibi enerji akışını kesin ve onu kendi karanlığında özgür bırakın. Bakın bakalım ne oluyor ?
 
Yine bu danışan maddi konulara zihinsel olarak odaklanmadığı için o alanda pek blokajı yoktu.
Para gelir mi ki, bu ay ne yaparım, ya parasız kalırsam gibi zihninde düşünsel alışkanlıkları yoktu ve para bir şekilde geliyordu…
Ancak konu ilişkiler olunca olmadık engeller yaratıyordu.
Ona yıldızını yükseltecek bir çalışma yaptık ve realitesine yeni bir aşk düştü.
Ancak o potansiyeli de öyle bir engelledi ki kendisi de sonunda ne yaptığını anladı.
Esasen (yükselen yengeç) aşkla birlikte hüzün yaratılması gerektiğine inanıyordu.
Tam olarak ona gönderdiğimiz yeni aşk potansiyelinde şu blokajları yaptı :
(Güneş Aslanda ve aşkın yönetilmesi gereken bir şey olduğuna inanıyor.)
Tatile gittiğinde yine kendi halindeyken birisi onu çok çekici buluyor ve bir çift gözün onu izlediğini farkediyor.
O farkedene kadar her şey yolunda ve hala çekici : )
Ama ne zaman ki bunu farkediyor ve ilişkide karşı tarafa odaklanıyor, herkes 4 nala kaçıyor ve birden çok itici oluyor.
Sonuçta bütün oteli ayağa kaldırıp herkesi onunla tanıştırması için örgütlemesine rağmen burnunun önündeki kişi ile tanışamadılar.
Ve bana gelip ne yapsak Linkedin’de mail mi atsak dediğinde bende balatalar yandı.
Başarılı bir kariyeri varmış ve bulabildiği tek sosyal bağlantı da buymuş.
Hayatımda böyle bir flört şekli görmedim.
Neyse bunu kabul etmedim ve burnunun önündeki kişiyi nasıl zihniyle bloke ettiğini ona yeniden izah ettim.
Bu aslıda yılların alışkanlığı idi ve bir kaç günde değişmiyordu.
Hee ! ok anladım, diyip tekrar aynı egosal taktiklere başvuruyordu.
Bu sebepten ruhsal çalışmalarda kas egzersizi gibi istikrar istiyoruz.
Alışkanlıkların değişmesi için zamana ihtiyacımız var.
Sonra ona ikinci bir yıldız yükseltme çalışması daha yaptık.
Bu sefer zihni ile bloke etmedi gerçekten.
Tam edecekken bu sefer Demet’in dediklerini hatırlayıp akışa bırakmayı seçmiş ve 10 dk sonra bir grup insan birden bir araya gelip oturmuşlar…
 
Ruhun Geri Üflenmesi:
Bu  danışanda strateji değiştirmek gerekiyordu ve bir gün gece 4 te kalktım.
Onun zihninin devrede olmadığı  / uykuda olduğu ve çalışmayı bloke edemeyeceği bir an , kuantum alanda bir çalışma yaptım.
Çok derinleşmiştim ve meditatif alanda  görüntüler görmeye başladım ( uyku ile uyanıklık arası alfa beyin dalgaları düzeyi) :
Ruhunu çalan kişiyi gördüm önce, ona tatlı sözler söylerek onun ruhunu deşifre etmeye çalışıyordu ve başardı.
Birden bir kutunun açıldığını gördüm ve sanki şifresi çözülen kutudan karşı tarafın ruh parçası çıktı.
Çok değerli, ruhun özü olduğu çok belli beyaz bir ışık. Ortasında çekirdek olan bir elektron parçasına benziyordu. 
(Aşağıdaki görselin beyaz ışık hali)

 

Bu ışık bu kişinin ruh parçasıydı ve karşı taraf onu almaya çalışıyordu.
Olan biteni anlayan bir “gözlemci” olarak bütün gücümle ruhunu tekrar bedenine iade ettim.
Ve aslında bu toplam 10 saniyelik bir çalışmaydı.
Öğlen saatlerinde ona yaptığım çalışmayı kısaca anlattım.
Bana şunları söyledi:
Demet, bu sabah o kadar huzurlu uyandım ki; kendi kendime ben nasıl bu kadar huzurlu olabilirim diye sordum ve sonra dua ettim, o an hiç bitmesin istedim….
Muhtemelen uzun süredir ruh parçası kendinde olmadığı için bu duyguyu unutmuştu…

 

Ruh – Beden Hizası ve Şamanlar :
Özellikle çocukluğumuzdaki derin huzurun asıl nedeni ruhun bedende ve tam omurga hizasında olmasıdır.
Ağır grip veya hasta olduğumuzda “kendimde değilim” diye hissetmemizin nedeni ruhun bedenden 1 karış önde durmasıdır.
(Bir gün hastalandığımda görmüştüm)
Şamanlara göre 3 tane ruh yani özüt var. (Öz enerji)
Ruhun kısımları bedenden göçüp gidince hastalıklar başlıyor, şamanlar ise davul çalıp göklerden kaçan ruhları geri çağırıyor.
Biri kök çakrada, biri kalpte biri de zihinde olan özütlerin her biri bedeni terkettiğinde farklı semptomlara neden oluyor.
Buradaki vakada kalpteki ruh çalınmış olduğu için kişi tüm olan biteni zihni ile kavramaya çalışmaktan yorgun düşebiliyor…
Umarım bu yazı ile size bir çok açıdan rehber olabilmiş ve çektiğiniz ızdıraptan çıkmanız için bir ışık yol tutabilmişimdir.
 
Ruhunuza ve değerlerinize her zaman sahip çıkmanız ve sizden alınmışsa da onu geri alma kararlılığında olmanız dileklerimle …
 
Sevgilerimle,
Demet Yıldırım

 

Özel Seanslar : 05315104865

 

Instagram :

@layaholistic

@dmt_yldrm

@laya.store